Son yıllarda Anadolu ağlayan analarla doldu.
Hamile kadınlara, kucağında bebeği olan annelere insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş zulümler yapılıyor. Bu kadınlar bir cani gibi çocuklarıyla birlikte sorgusuz sualsiz hapse atılıyor ve kendilerine hiçbir şekilde savunma hakkı tanınmıyor.
Bu operasyonların dindar görünümlülerce özellikle dindar insanlara yapılması ise oldukça düşündürücü! Ayrıca tarikatların, İslamcıların ve bilumum dindarların bu operasyonları desteklemesi ise izahı mümkün olmayan bir durum. Zira zulme uğrayan insanlar onların en yakınında… Onlardan biri!
Önceki gün bir grup polis, Adana’da ağır silahlarla bir vatandaşın evine baskın düzenliyor. Kapıyı kırıp içeri giriyorlar. Operasyon sırasında evdeki bebekli kadını ve diğer yaşlı bir insanı karga tulumba emniyete götürüyorlar. Bütün bunları utanmadan kameraya kaydedip medyaya servis ediyorlar…
Operasyonun gerekçesi ise “Bu insanların muhtaçlara yardım etmesiymiş!” Son yıllarda “yolsuzluk, rüşvet, gasp, tecavüz…” gibi suçlar askıya alınıyor, bu suçları işleyenler hapisten çıkarılıyor, “muhtaçlara yardım etmek” ise çok büyük bir suç olarak lanse ediliyor. Bu insanlar apar topar hapse atılıyor, yalan haberlerle itibar suikastı yapılıyor. Toplum da buna alıştırılıyor.
Operasyon yapılan hanedeki insanların simaları, kılık kıyafetleri; insana ister istemez “Böyle terörist olmaz! Terörist dediğin insanın yüzünden ve davranışlarından belli olur…” dedirtecek nitelikte. Yani bu operasyonlarla gariban Anadolu insanına göz dağı veriliyor. İnsanlar yavaş yavaş dikta rejimine alıştırılıyor. İnsanlar arasındaki birlik ve beraberlik, dostluk ve kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma gibi müspet duygular planlı bir şekilde yok ediliyor.
“Devleti yönetenler ne yaparsa doğrudur. Bu insanların demek ki bir suçu var. Suçları olmasaydı tutuklanmazlardı… Devlet Baba her zaman haklıdır!” gibi söylemler toplumu oluşturan bireylerin hafızasına yerleştiriliyor.
Hâlbuki hukuk devletinde bu söylemlerin hiçbir karşılığı yoktur. Ama diktatörlükle yönetilen memleketlerde “hukukun, anayasanın ve insan haklarının” hiçbir önemi yoktur. Diktatör ve onun avaneleri her türlü hukuksuzluğu yaparak iktidarlarını devam ettirmek isterler… Bu uğurda dinî ve millî değerleri kullanmaktan da asla çekinmezler. Her zaman için toplumun sinir uçlarıyla oynarlar!
Kim ne derse desin! Ülkenin geleceği ipotek altında. Ülke freni patlamış bir kamyon gibi uçuruma sürükleniyor. Bu filmin sonunda büyük bir “çöküş” var. Bu çöküşü tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Sanki iktidar mensupları bu ülkeyi yok etmek için kendi aralarında ant içmişler! Ayrıca ülkeyi yönetenlerin ve onlara muhalif görünenlerin de “zulüm” söz konusu olunca birbirlerine destek olmaları da işin tuzu biberi!
Ülkede bu kadar baskı, zulüm ve ayrıştırma yaşanmasının başka hiçbir izahı yok!
Beyler!
Diktatörlük kötü bir rejimdir. Bütün diktatörler, ülkesini yakıp yıkmadan, sıfırı tüketmeden gitmezler. Dünya tarihi bunun kötü örnekleriyle doludur.
Bütün diktatörler ruh hastasıdır. Onlar için en önemli şey ömür boyu iktidarda kalmaktır. Bunun için yapmayacakları kötülük yoktur. Ülkeyi ateşe verip karşısında ısınacak kadar karaktersizdirler.
Dikta rejiminin yılmaz savunucuları ve emir erleri ise hiçbir zaman abat olmamışlardır. Bu faşistler, kullanım süreleri dolduğunda bir parya gibi kenara atılmışlardır. Hatta rejimin kendi çıkardığı kanunlarla yargılanmışlar ve insan içine çıkamayacak hâle gelmişlerdir.
Unutmayın! Bugün yediğiniz hurmalar günü gelir sizi de tırmalar…
Sezgin Akçay
@sezgin_akcay