Süslü Sülo ve Saz Arkadaşları

On beş günden beri Türkiye gündemini “Süleyman Soylu” meşgul ediyor. Yediden yetmişe herkes Sedat Peker’in “Süslü Sülo ve Saz Arkadaşları” konulu tek kişilik kabaresini izliyor. “Süslü Sülo aşağı, Süslü Sülo yukarı…” Bu kabare dizisi dış devletlerin haber bültenlerine ve mizahçılara bile konu olmaya başladı. Bu videolardaki iddiaların binde biri başka memleketlerde yaşansa yer yerinden oynar, adı geçen zatlar hemen istifa ederdi. Ama artık Türkiye Cumhuriyeti’nde “istifa müessesesi” işlemiyor. Çünkü diktatörlükle yönetilen memleketlerde “istifa” olmaz.

Meğer “vatan, millet, bayrak ve ezan!” dedikleri “kokain ticareti, rüşvet, kara para, mala çökme, insan öldürme, tecavüz, hırsızlık ve yolsuzluk…” gibi yüz kızartıcı suçlarmış. Çıkardıkları KHK’lar ile devlet kadrolarındaki dürüst memurları görevlerinden alıp neden hapse attıkları şimdi daha iyi anlaşılıyor. Çünkü bu memurlar görevde olsalardı devlete çöreklenen bu suç örgütü mensupları bu kadar azgınlaşamayacak, kokain ticareti yapamayacak, insan öldüremeyecek ve kadına kıza tecavüz edemeyeceklerdi. Şimdi bütün bu yüz kızartıcı suçları pervasızca işliyorlar. Çünkü kimse bu suç örgütüne hesap soramıyor. Bütün bunları vatan, millet, bayrak ve din adına yaptıklarını iddia ediyorlar. Ses çıkaranları ise hemen FETÖCÜ olmakla suçlayarak hapse atıyorlar. Ülke yarı açık cezaevine dönmüş durumda. Bütün katiller, hırsızlar, kokainciler ve tecavüzcüler elini kolunu sallayarak halkın arasında dolaşıyor ve tehlike saçıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunsuz işleri bütün dünyayı tehdit ediyor.

Sedat Peker, yaptığı videolarla Süleyman Soylu’yu hallaç pamuğuna çevirdi. Adamın soyu sopu birbirine karıştı. Anasından doğduğuna pişman oldu. Artık insan içine çıkacak yüzü kalmadı. Ama gökten tükürük yağsa rahmet yağdığını zanneden bu “kabak kafalı adam” için şerefin, haysiyetin ve namusun hiçbir önemi yok. Kendisi hakkında ortaya atılan iddialara cevap vermesi gerekirken belden aşağı vurmaya başladı. Söylediği şeyler yenilir yutulur türden değil. Kavgada söylense cinayet sebebi olur.

Hatırlarsanız 17/25 Aralık’ta dönemin başbakanının, bakanların ve İran uşaklarının akçeli işleri ortaya saçılmıştı. Reza Zarrab, koskoca bakanları önüne yatırmış ve “Önüne yatarım Reza!” söylemi o tarihte literatüre girmişti. İşte o günden sonra ülkenin iki yakası bir araya gelmedi. O operasyonu yapan memurlar “paralelci” ilan edildi ve çocuklarıyla birlikte apar topar hapse atıldı. O kahraman polisler ve savcılar ise hâlâ içeride.

O gün toplum celladına âşık olmuştu. Eğer toplumdan farklı bir tepki gelseydi ülke bu kadar suça bulaşmayacaktı. Şimdi birileri “Bu iddiaları araştıracak savcı yok mu?” diye sesleniyor. Evet, o savcıların büyük bir çoğunluğu zindanlarda, kalanı da ülkeyi terk etmiş durumda. Mevcut polisler ve savcılar bu kirli düzenin maşası olmaktan başka bir işe yaramıyor. Zırvasından zirvesine kadar hepsi çöp!

Toplumu oluşturan bireyler nasılsa ülkeyi yönetenler de onlar gibi olur. Bu adamların aymazlıkları toplumun büyük bir kesimi tarafından destekleniyor. Yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, silah kaçakçılığı gibi suçlar herkesin gözü önünde işleniyor. Milletvekilleri, kadına kıza tecavüz ediyor ve sonra onları kurşunluyor. Hiç kimse onlara hesap soramıyor! Kuldan utanmadıkları gibi Allah’tan da utanmıyorlar. Yaptıkları yanlarına kâr kalıyor.

Suriye’de savaş suçu işlenirken binlerce insan bu savaşa destek oluyor. Ölen niçin öldüğünü öldüren de niçin öldürdüğünü bilmiyor. Camilerde daha çok insan öldürmek için dualar ediliyor. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Türkiye orada niçin savaşıyor?” diye sormuyor.

Şu an için Türkiye Cumhuriyeti, dünyada “Uyuşturucu ticaretiyle, kara para aklamayla ve savaş suçu işlemekle” anılmaktadır. Elbette bu suçların bir yaptırımı olacak ve yediden yetmişe herkes bu suçların cezasını çekecektir. Mafya yöntemleriyle ve kumpasla ülke yönetilemez! Bunlar def olup gittiklerinde arkalarında büyük bir enkaz bırakacak ve iş işten geçmiş olacaktır.

Sezgin Akçay
@sezgin_akcay

Yorum bırakın