Gazete, dergi, televizyon, telefon gibi birçok iletişim araçlarının ortaya çıkış hikâyelerini az çok bilirsiniz. Bu araçlar çıktıkları ilk günden itibaren toplumların aydınlanmasına, demokrasinin ve insan haklarının yerleşmesine katkıda bulunmuştur.
Hatırlarsanız seksenli yıllarda Türkiye’de sadece TRT televizyonu vardı. Bu televizyon devletin güdümünde yayın yapar, insanlar da olup biteni TRT televizyonundan öğrenirdi… Neyin doğru, neyin yanlış olduğu pek bilinmezdi. Sonrasında ise özel TV’ler yayın hayatına başladı. Böylece Türkiye çok sesli bir medyayla tanıştı.
Gel zaman git zaman teknolojinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte Facebook, Twitter, Instagram ve YouTube gibi yeni nesil haberleşme araçları ortaya çıktı. Bu haberleşme araçları kısaca “sosyal medya” olarak adlandırılmaktadır. Şimdi yediden yetmişe herkes olup bitenleri bu medyadan öğrenmekte, yüz binlerce takipçisi olan hesaplar tıpkı bir gazete ya da TV gibi yayın yapmaktadır.
Ancak sosyal medya insanlar için eğlence dolu bir mekân olsa da demokrasi kültürünün gelişmediği ülkelerde bu mecralar hiç de hoş karşılanmıyor. Tek adam rejimiyle yönetilen ülkeler sosyal medyadan pek hazzetmiyor. Bu devletler, sosyal medyayı ya kısıtlıyor ya kontrol altına alıyor ya da trollerle burayı manipüle ediyor.
Son günlerde Türkiye’de bir sosyal medya tartışması başladı. Etrafta sosyal medyanın kapatılacağı ya da kısıtlanacağı ile ilgili haberler dolaşıyor. Bu açıklama bizzat cumhurbaşkanı ve onun ortakları tarafından yapılıyor.
Son yıllarda Türkiye’deki bütün TV’ler ve gazeteler aynı merkezden yönetiliyor. Kimileri bu medyaya “Havuz Medyası” diyor. Havuz medyası yalan haber konusunda da oldukça mahir. “Hoca’nın keçisi çalındı.” haberini “Hoca, keçi çaldı.” şeklinde verecek kadar da yüzsüzler…
Peki, Türkiye’de sosyal medya neden kapatılmak isteniyor? Çünkü siyasi iktidarın sosyal medya ile ilgili acayip bir “kuyruk acısı” var. Çünkü her şey tozpembe devam ederken birdenbire foyaları ortaya çıktı. Gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi donup kaldılar… Siyasi iktidarın alengirli işleri bir anda sosyal medyada patlak verdi. Bunları hemen paralele bağlasalar da montaj-dublaj deseler de gerçekler asla değişmeyecektir. Siyasal İslamcılar için süreç biraz yavaş ilerlese de bir defa ok yaydan çıkmıştır. Tuz kokmuştur!
Türkiye “tarihte benzeri görülmemiş yolsuzluk ve rüşvet haberlerini, villalarda bekletilen ve ayakkabı kutularına saklanan milyon dolarları, İran uşaklarına verilen rüşvetleri, ihale yolsuzluklarını, milletin ….. koyacağız diyen hükûmetin kadrolu müteahhitlerini, kupon arazi pazarlıklarını, Kur’an’a hakara makara diyen münafıkları…” sosyal medyadan öğrendi. Bu ahlaksızlıkları havuz medyası asla yazmamaktadır.
Peki, bütün bunlara rağmen hükûmet %55 oyu nasıl alıyor? Çünkü ülkenin yarısından çoğu “Çalıyorlar ama çalışıyorlar. Eski hükûmetler daha çok çalıyordu.” şeklinde kendini avutmaktadır. Buna Diyanet camiası da dâhildir. Hutbelerde asla “yolsuzluk, hırsızlık, haksızlık, rüşvet, adam kayırma…” gibi konulara yer verilmemektedir.
Dikta rejimlerinde farklı seslere yer yoktur. İşte sosyal medya farklı seslerin bir arada toplandığı mekândır. Önceden birbirine söylemedik laf bırakmayan siyasi parti liderleri sosyal medyanın kapanması ile ilgili aynı açıklamayı yapıyorlar. Çünkü tam bir “diktatörlük” için şartlar her geçen gün olgunlaştırılıyor. Bütün muhalifler hapse atılıyor. Barolar bölünüyor. “Din elden gidiyor, vatan bölünüyor…” gibi milliyetçi söylemlerle halk uyutuluyor.
Tam diktatörlüğün nasıl olduğunu toplumun her kesimi iliklerine kadar yaşayarak öğrenecek… Hak, hukuk, adalet, eşitlik, insan hakları… gibi kavramların yerini baskı, zulüm, gasp, şiddet ve yasaklar alacak…
Sezgin Akçay
@sezgin_akcay